14 Yaşındaki Çocuk Yavaşça Taşa Dönüşüyor


Daha önce hiç yakın çevrenize yaşadığınız sorunlardan dolayı şikayet ettiniz mi? Ya da hayatınızın herkesten daha kötü olduğunu düşündünüz mü? Dürüst olmak gerekirse, hepimiz ortada hiçbir neden olmasa bile bazen kendimiz için üzülürüz. Ancak, çevremizdeki herkesin üzülmek için bir nedeni olduğunu unutmayın. Önemli olan ise yaşadığımız zorluklarla, ne kadar iyi başa çıkabileceğimizdir. Bugün, çok ciddi zorluklara rağmen, hayattan zevk almayı hiç bırakmayan farklı insanların ilham verici hikayelerini anlatacağız. Gelin vakit kaybetmeden yazımıza geçelim.

1. Şekersiz Diyabet :

Normal bir insanın günde 2 ila 2.5 litre arasında su tüketmesi gerekmektedir. Ancak Almanya'da yaşayan Marc Wübbenhorst adındaki adam günde tam 20 litre su içmek zorunda. Yaşadığı Şekersiz Diyabet hastalığı nedeniyle Marc her gün 20 litre su içiyor. Bu oranı azaltıp ya da bu oranın üzerine çıkması ise kendisine ciddi tehlikeler yaşatabiliyor. Sürekli susayan Marc Wübbenhorst, bu durumu 1 saat dahi dikkate almaması durumunda hayatını kaybetmesine neden olabilecek şiddetli dehidrasyon septomlarını yaşamaya başlıyor. Annesinin de aynı hastalıktan muzdarip olduğunu kaydeden Marc, güne su içerek başlayıp gün içerisinde de sürekli yanında su ile yaşamak zorunda. Geceleri de şimdiye kadar üst üste hiç iki saat uyumayan Marc, gece her iki saatte bir uyanarak su içip tuvalet ihtiyacını gideriyor. Günlük hayatta yaşadığı bu hastalık, Marc Wübbenhorst’un hareketini oldukça kısıtlıyor. Sürekli su içme zorunluluğu nedeniyle gün içerisinde en az 50 kez tuvalete çıkmak durumunda kalıyor. Aynı zamanda Marc, çok fazla su içmemeye de dikkat etmesi gerekiyor. Çünkü aşırı su vücudun ihtiyacı olan mineral tuzları seyrelmesine neden oluyor. Suyun aşırılığı durumunda sinir sisteminin hücrelerine anormal şekilde sızıp serebral ödem oluşmasına neden olabiliyor. Neyse ki yıllardır bu hastalıkta mücadele eden Marc, kendince yöntemler bulmuş ve artık hiçbir sorun yaşamıyor.

2. Çelik Ciğer :

1950'li yılların ortasından beri çocuk felci salgını görmedik. 1955'te koruyucu bir aşı geliştirilmesi sayesinde günümüzde çocuk felci salgını görülmüyor. Ancak o yıllarda sağ kalan hastalar da birçok sonuçlarıyla karşılaşmak zorunda kalıyorlar. Bu hastalardan biri de Amerika'nın Teksas eyaletinde yaşayan Paul Alexander. 5 yaşındayken hastalıkla tanışan Paul, çocuk felcine yakalanan kişiler gibi o da solunum güçlüğü çekiyormuş. O yıllarda bilinen çözüm ise çelik ciğer denilen devasa makinelerin içinde olmakmış. Çelik ciğer solunum sıkıntısı çeken binlerce kişinin tekrar nefes almasını sağlıyormuş. Hastalar devasa makinenin içine uzanıyor ve boynunun etrafına sıkıca çevrilen cihazla beraber akciğerler mekanik olarak oksijen dolduran yapay bir vakum bulunuyormuş. Şimdilerde 72 yaşında olan Paul cihazı o günden beri kullanmaya devam ediyor. Yani tam 67 yıldır. Uzun süreli kullanılmaması gereken ve 60’lardan beri üretilmeyen bu cihazın içerisinde yaşayan Paul'un artık boyundan aşağısı felç durumda. Hayatı boyunca güvendiği cihaz onu bu hale getirmiş ancak Paul yılmamış ve birçok başarıya da imza atmış. Üniversiteye giden Paul avukat olmuş. Duruşmalar esnasında tekerlekli sandalye kullanarak idare etmiş. Nefes alma problemleri nüksetmeye başladığında da makinasını daima yanında götürmüş. Şimdi 72 yaşında hayatının büyük bir kısmını hala ‘çelik ciğer’de geçiriyor. Paul ise şimdilerde yaşadığı tüm bu zorlu süreci anlatan bir kitap yazıyor.

3. Taşlaşan Çocuk :

Günden güne taşlaşan çocukta sıra. Ramesh Kumari adındaki çocuk ilk dünyaya geldiğinde diğer bebeklerden hiçbir farkı yokmuş. Ancak hastaneden eve geldikten 15 gün sonra, Ramesh'in cildi soyulmaya ve yerine kalın siyah bir deri tabakası oluşmaya başlamış. Küçük Ramesh o günden beri yavaşça ve çok sancılı bir şekilde kendi derisinin içinde dayanılması güç acılar çekiyor. Ramesh nadir görülen cilt rahatsızlığından ötürü yavaş yavaş taştan bir heykele dönüşüyor. Rahatsızlık küçük çocuğun yürümesine ve hatta konuşmasına mani olmuş. Fiziksel zorlukların yanı sıra Ramesh, psikolojik olarak da zorluk çekyor. Çünkü Ramesh'in cildinin kabuksu görünüşü diğer çocukları dehşete düşürdüğü için, küçük çocuk akranlarından uzak kalarak, 11 yaşına kadar hiç arkadaş edinemeden hayatına devam etmiş. Yürüyemediği için okula da gidememiş. Ancak ailenin maddi durumunun yetersiz olması nedeniyle bir türlü tedavi edilmemiş. Talihsiz Ramesh'e ise yardım hiç beklenmedik bir yerden çıkagelmiş. İngiliz şarkıcı Joss Stone küçük çocuğun görüntülerini sosyal medyada izleyince Ramesh'in başına talih kuşu konmuş. Toplanan yardımlar sonucunda Rames tedavi altına alınmış. Doktorlar küçük çocuğun hayatını en azından kolaylaştıracak ve çektiği acıları azaltabilecek tedaviler uygulanabileceğine dair umutlarını koruduklarını ifade etmişler.

4. Sırt Çantasındaki Kalp :

Organ donörü bulmak hiç kolay değil. Hatta bazen yıllar boyunca beklemek gerekebilir. Maalesef herkesin beklemek için yeterli zamanı olmayabilir. Peki ama acil organa ihtiyacı olanlar ne yapmalı? Son yıllara kadar bunun için yapılabileck bir şey yoktu. Ama teknolojinin gelişmesiyle her şey değişti. 2010 yılından beri Michigan'lı doktorlar devrim niteliğindeki bir cihazı test ediyorlar. Bu cihaz 6 kg ağırlığındaki bir çantada oluyor ve hastanın kan damarlarına bağlanıp oksijen verilmiş kanı hastanın damarlarına pompalıyor. Birkaç yıl önce ise bu teknoloji Stan Larkin adında bir hastada test edilmiş. Larkin 17 ay boyunca sırtındaki cihaz ile yaşamış. 25 yaşındaki Amerikalı Stan, genlerinden gelen bir kalp rahatsızlığı nedeniyle günden güne daha kötü bir hale geliyormuş. Bu rahatsızlık nedeniyle kalbinin yavaşladığını ve en sonunda duracak seviyeye ulaştığını söyleyen Stan, o zamana kadar yeni kalp bulunamadığı için University of Michigan'da bulunan araştırmacıların geliştirmiş olduğu yapay kalbi kullanmak zorunda kalmış. Sırt çantasına sığabilecek büyüklükte olan ve birkaç boru ile hastaya bağlanan bu yapay kalp ünitesi, yapılan operasyonun ardından Stan'in hayatı olmuş. Gittiği her yere yapay kalp ünitesini de götüren Stan, tam 17 ay boyunca bu cihazı kullanmış. Uzun bekleyişin ardından aradığını bulan Stan, başarılı bir operasyon ile yeni kalbine kavuşmuş. Tabii ki çok sevinçli olan ve hem yapay kalbi üreten araştırmacılara, hem de doktorlarına minnettar olduğunu söyleyen Stan, organ bağışı beklerken hayatını yitiren kişilere yeni bir umut olmuş.

5. Güneş Alerjisi :

Bildiğiniz gibi vampirler gün ışığından korkarlar ve bu yüzden dışarıya sadece akşamları hava kararınca çıkarlar. Ama şunu da biliyoruz vampirler gerçek değiller. Ancak gerçek hayatta tıpkı vampirler gibi alışkanlıklara sahip iki erkek kardeş var. Onlar da gündüzleri gün ışığına çıkamıyorlar. Fransa'nın Bordeaux şehrinde yaşayan ikiz kardeşler Thomas ve Vincent dışarıya sadece geceleri çıkabiliyorlar. Eğer gündüzleri dışarıya çıkmak isterseler özel kıyafetler giymek zorundalar. Evet bu özel kıyafetler karşıdan her ne kadar kötü görünse de ikiz kardeşler bunları giymek zorundalar. Aksi takdirde hayatlarını kaybedebilirler. Xeroderma pigmentosum hastalığına yakalanan kardeşlerin güneş ışığına had safhada hassasiyetleri var. Güneş ışığına çıkamamalarının nedeni kısa sürede kanser geliştirme risklerinin olması. Güneşin yaydığı UV ışımlarının DNA üzerindeki bozucu etkisinin normal insanlarda tamir edilirken bu kişilerde tamir edilemiyor. Tüm bu olumsuzluklarla karşılaşmamak için de Thomas ve Vincent gündüzleri dışarıya çıkmayı tercih etmiyorlar.

6. Yarım Beyin :

İnsan beyni de tıpkı diğer canlıların beyinleri gibi oldukça gizemlidir. Aslında bu konuda pek çok efsane olduğuna şaşmamalı, örneğin, beyin büyüklüğünün kişinin zihinsel yeteneklerini etkilediğinin düşünülmesi gibi. Elbette, bu doğru değil. Bunun yaşayan örneği Jodie Miller. Çünkü çocukluğundan beri o beyninin yarısıyla yaşıyor. Jodie, normal bir beyinle dünyaya gelmiş. Ancak 3 yaşındayken, Jodie aniden doktorları bile şaşkına çeviren tuhaf nöbetler geçirmeye başlamış. Jodie'ye Rasmussen ensefaliti tanısı konulmuş. Bu hastalık beynin bir veya aynı anda iki yarım küresinin kronik iltihabına neden olur. Tek çözümü ise etkilenen bölgeleri ortadan kaldırmaktır. Bu yüzden okul öncesi yaşında Jodie'nin beyninin bir yarım küresi alınmış. İnsan beyni gelişiminin erken yaşlarında her türlü koşula kolayca ve hızlı bir şekilde adapte olabilir. Jodie'nin beyninin geri kalan kısmı ise çıkarılan alanların tüm işlevlerini devralmış. Bu yüzden de Jodie'nin hayatı normal bir insanın hayatı gibi olmuş. Okula gitmiş, herkes gibi arkadaşları ve hobileri olmuş. Hatta iş sahibi olan Jodie aynı zamanda kendi ailesini de kurmuş.

7. Cyborg :

 Dünyanın ilk cyborg'u ile tanışın. Neil Harbisson adındaki bu adam dünyaya akromatopsi hastalığıyla gelmiş. Renk körlüğü anlamına gelen bu hastalık Neil'in hayatında hiç renkleri görmemesine ve dünyayı siyah beyaz olarak algılamasına neden olmuş. Ancak Neil kafasına yerleştirilen anten sayesinde renkleri duymaya başlamış ve hayatını bu yöne doğru şekillendirmiş. 2004’ten sonra böyle yaşayacağı kesinleşen Harbisson bizim aygıt olarak gördüğümüz elektronik aleti vücudunun bir uzantısı olarak görüyor. Peki siz Neil Harbisson gibi vücudunuzda bir antenle dolaşmak ister miydiniz? Videomuz hakkındaki görüşlerinizi yorumlar kısmından bize yazmayı unutmayın.



Hangi emoji bu yazıya uygun?

Komik Komik
0
Komik
Korkutucu Korkutucu
0
Korkutucu
Şaşırtıcı Şaşırtıcı
0
Şaşırtıcı
Harika Harika
0
Harika
Üzücü Üzücü
1
Üzücü
Trend Trend
0
Trend

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Choose A Format
Personality quiz
Series of questions that intends to reveal something about the personality
Trivia quiz
Series of questions with right and wrong answers that intends to check knowledge
Story
Formatted Text with Embeds and Visuals
List
The Classic Internet Listicles
Open List
Submit your own item and vote up for the best submission
Video
Youtube, Vimeo or Vine Embeds